Şubat - Mart Favorileri

Çarşamba, Mart 28, 2018

Dekorasyon:




Bizim salonun tavanında öyle büyük bir aydınlatma yok, hiçbirimiz tepeden aydınlatma sevmiyoruz o yüzden sağda solda küçük lambalarımız var, bazen hepsini açıyoruz bazen birini açıp daha loş oturuyoruz filan. Yalnız salonda karanlık kalan bir köşe vardı, oraya da bir lamba gerekiyordu. O mu bu mu derken bu hafif inşaat lambalarını andıran lambayı (ne çok lamba dedim) Stoer Metaal’de bulup aldım. 



Uzun bir kablosu ve yanında kancası var, asarak kullanmak mümkün ama ben böyle bizim merdivene doladım. 



İçine de elbette sıcak renkli led ampül. Beyaz florasan ışığını kıraathanelere bıraktığımızı düşünüyorum hepimizin?

Üst Baş:



Uzun zamandır her aldığım şeyi bin kez düşünüp alıyorum. Evdeki kalabalık, gereksiz tüketim, alıp dolapta unutmalar vs vs beni boğuyor. Sanırım iki ay içinde sadece bu Zara leopar şalı aldım, epey de düşündüm. İçime sinerek aldığım için de hemen hergün kullandım, bence epey güzel.

Çiçek:



Bu minik pembe aranjmanı çok sevmiştim kendim yaptım diye demiyorum. Leylak, kanguru pençesi, gül ve bir dal yeşillik vardı içinde. 

Kitap:



Aslında bu kitabı sevmedim ama başka kitap okumadığım için çaresiz paylaşıyorum. Kitap okuma alışkanlığım sosyal medya ve elimden düşmeyen telefon yüzünden iyi durumda değil ve buna çok üzülüyorum. Sadece kitap da değil, birkaç yıl önceye göre çok az film izliyorum vs. Bunu değiştirmeye çalışacağım gerçekten. Kitap Tess Gerritsen - Kemik Koleksiyoncusu’nun Hollandaca versiyonu. Çok sevdiğim bir hikaye olmadı ne yazık ki. Bir türlü içine girip kendimi kaptıramadım o yüzden elimde süründü. 

Yiyecek:



Soğan turşusu. Bunu instagramda birkaç hafta önce paylaştıktan sonra sanırım yüz kişiye filan yapılışını anlattım. Evet ruhumu tükettiniz halkımız ama afiyet şeker olsun çok lezzetli çünkü, yapın yapın yiyin. Kısaca şöyle; bu bildiğimiz turşular gibi kurduktan sonra fermente olmasını bekle iki üç hafta sonra ye tarzı bir turşu değil. Hemen bugün yapıp yarın yemeye başlıyoruz, iki hafta içinde de tüketmek gerekiyor ona göre küçük kavanoza kurmakta fayda var. Bir kavanozun dibine 5-6 tane karabiber, defne yaprağı (varsa kimyon tohumu, rezene tohumu yoksa sorun değil sadece karabiber tanesi de olur) koyuyoruz. Üç beş diş sarımsak da ekliyoruz. Kırmızı soğanları ince yarım halkalar halinde doğrayıp kavanozun içine biraz sıkıştırarak basıyoruz. Üstüne bolca tuz ve tuzla aynı miktarda şeker ekliyoruz. Şekeri de tuzu da epey kaldırıyor bu turşu, tadına baka baka kendiniz karar verin. Sonra tüm malzemelerle birebir gelecek miktarda elma sirkesi ekleyip kapatıyoruz. Hafif bir sallayıp her şeyin karışmasını sağlıyoruz.

Bakliyat yemekleri ve pilavların yanına normal turşu gibi yemek, ev hamburgerinin içine koymak,her akşam  salatalara iki üç kaşık eklemek suretiyle bizim evde bir haftada bitiyor. Elma sirkesi zaten çok faydalı ve bağışıklığı güçlendiren bir şey malum, o yüzden içindeki şekeri saymazsak epey sağlıklı da diyebiliriz.

Bunun rende havuçlu versiyonunu da yapıyorum ama kırmızı soğanın kalbimdeki yeri ayrı.

Film:




Yine geçtiğimiz günlerde bizim oğlanlar yüzünden pipim çıkayazdı. Thor, Wonder Woman, Justice League vs derken ardından izlediğim Call me by your name ilaç gibi geldi. Bundan sonrası azıcık spoiler içerebilir.

O kadar güzel bir ilk aşk filmi ki, izlerken içim ısındı. Aklınıza vıcık vıcık bir romantizm gelmesin. O aradığımı buldum hissi, birine başta hissettiğin beğeni ve hayranlığın karşılıksız olmadığını anladığın an, her şey hani hep onun etrafında döner işte o anlar o hisler nasıl kıymetli hep bunu düşündürdü bana film. İtalya’nın güzelliği, o sıcacık hava, şeftaliler, kıyafetler, oyunculuklar, müzikler her şey çok güzeldi filmde. Hem içim sevinçle doldu hem buruldu filmden sonra. Ayrıca filmdeki baba karakteri de sondaki o muhteşem konuşmasıyla, entellektüelliğiyle ben gibi kocamışların kalbini Oliver’dan daha çok çalmış olabilir. İdeal eşcinsel evlat babasıydı adam, bir de anne aşırı çok güzeldi söylemezsem olmaz. Bir de bir de o ev, ah o ev! Neyse çok güzel birkaç saat geçirdim izlerken, devam filminin de çekileceğini paylaşmak isterim. 

Kozmetik:



Geçen aylarda hamilelikten mi yoksa -15’e kadar düşen havalardan mı ikisinin karışımı mı bilmem yüzüm hayatımda kurumadıgı kadar kurudu. Böyle kurudu dediysem aklınıza nemsiz veya gergin bir cilt gelmesin. Bildigin üst derim soyuldu, altından pembe ve ne sürsem cayır cayır yanan ve iyileşmek bilmeyen bir cilt çıktı. Ağız çevrem ve alnım anlattığım gibi yara olmuş halde yanaklarımsa neyse ki sadece pul pul şekildeydi. Ki benim cildim karmadır hatta sivilce siyah nokta olmasın diye hep arındırıcı ürünler kullanırım vs. Doğal olarak ne yapacağımı bilemedim. Önce evdeki ürünlerle deneme yanılma, gözümden yaşlar gelerek yüzümden denediğim kremi arındırma vs gibi acıklı anlar yaşadım. La Roche Posay Cicaplast cilt yenileyici olmasına rağmen işe yaramadı, Madecassol merhem yaraları çabuk iyileştirmesine rağmen canımı çok acıttı, Nuxe nem maskesi normalde güzel bir ürünken yine o hassas kısımları yaktı ve işe yaramadı,  Fransızların Biafine’i yanık yaralarına bile merhem olurken bana olmadı, Hindistancevizi yağı bile yaktı. İyi gelen tek şey Weleda - Skin Food oldu. Kim ütettiyse elleri dert görmesin. Önce o acılı kısımların acısı geçti ve görünümü düzeldi, sonra pul pul görüntü azaldı. Tamamen geçti diyemem, günde iki kez kullanmaya devam ediyorum ama en azından şimdi normal kuru cilt gibi bir kuruluk var. Krem oldukça kalın yapıda, çok amaçlı kullanılıyor ben bazen tırnak diplerime bile sürüyorum ama asıl olayı anlattığım gibi yüzüme faydası oldu. Eğer kuru cildiniz varsa bir şans verin derim. Herkeste olması gereken ürünler, mucize ürünler, kült ürünler vs listelerinde gördüğüm bu krem hakikaten övgüleri hakediyormuş. 

You Might Also Like

0 yorum

Labels