Burg Eltz

Cuma, Kasım 17, 2017



Cochem'den çıkıp yarım saat kırk dakika boyunca daracık, etrafı sararmış üzüm bağı dolu yollardan kah vadiye in kah dağın tepesine çık şeklinde ilerleyerek Burg Eltz'e ulaştık. Eğer biraz gezmeyi görmeyi seviyorsanız, seyahat hesaplarını takip ediyorsanız veya benim gibi kaleydi şatoydu hisardı zaafınız varsa illa ki bu muhteşem yapının fotoğrafını bir yerlerde görmüşsünüzdür. 



Ben de hep fotoğraflarını görüp çok etkilendiğim bu yapıyı sonunda gördüğüm için mutluyum. Araba yolculuğuyla girişe gelip arabamızı park ediyoruz öncelikle, sanırım 2€ gibi bir otopark ücreti var. Burdan sonra ya 15 dakika yürüyüp kaleye ulaşacağız ya da 2 dakikalık bir otobüs yolculuğu yapacağız hemen otoparktan. Bizi nasıl bir yol bekliyor bilmediğimiz için otobüse atlıyoruz. Burada da ücret kişi başı 2€. Otobüsün kaleye ulaşmadan önce döndüğü son bir viraj var, onu dönünce kale tüm ihtişamı ve büyüklüğüyle birden görünür oluyor. O an abartmıyorum tüm yolculardan aynı 'vaaaauuuuuuv' sesi yükseldi:)



İnsan kendini bir Liebermann tablosu içinde hissediyor burada. Fotoğraflarından çok daha etkileyici!





Veya Game of Thrones'la Harry Potter dekoru arası bir yere ışınlanmışsın gibi. Daha binanın içine giremeden ne tarafa bakacağımızı şaşırıyoruz.



Çünkü binanın kendi heybeti yetmiyor gibi bir de etrafındaki muhteşem doğa var insanı büyüleyen. Geldigimiz zamanın tam isabet olduğunu benim söylememe gerek yok sanırım, renkler size söylüyordur.



Bir de buranın bir özel mülk olduğunu eklemek isterim. Hala tek bir aileye aitmiş. 1150'de yapılmaya başlanan kaleye her yeni jenerasyon başka bir şey eklemiş ve sonunda oldukça komplike bir yapı haline gelmiş.



Bazı küçük insanlar da çok etkileniyor buradan, hatta bey de. Benim yanımda sürüklenerek bu ikisi de epey kale, şato vs gezdi. İkisinin de ortak fikri buranın gördüğümüz diğerlerinden çok daha etkileyici olduğu. Aklın yolu bir.



Ufaktan giriyoruz, hala her köşesi fazlaca gotik, fazlaca Ned Stark.



Giriş ücreti kişi başı 16€ gibi. Gez gez bitmiyor, her bölümü de ziyarete açık değil. Yine bolca Delft porseleni, av ganimeti, ayı postları, duvarda asılı geyik kafaları görünüyor. Alman kalelerinin dekorunun Hollanda kalelerine nazaran bir nebze daha az lüks olduğunu söylemem lazım. Canım gülüm Almanlık, gereksiz savurganlık yapmamışlar.



Kaleden çıkınca da yine ayrılamıyoruz bir süre, çünkü bir daha kimbilir yolumuz düşer mi? O yüzden otobüsü boşverip arabaya yürümeye karar veriyoruz, yürürken de dönüp dönüp bakıyor ve fotoğrafını çekiyoruz.



Kalenin bahçesinden ana yola uzanan patika bizim tempomuzla 20-25 dakika sürüyor. İnişli çıkışlı değil rahatlıkla yürünüyor. Özellikle sağın solun ağaç, sincap, yeşil, kızıl ve turuncu doluyken.



Gelip gördüğümüze yine çok memnunuz, kısa kaçamağımızdan üçümüz de çok keyif aldık, arabamıza yerleşip mayışık mayışık Hollanda'ya ge dönüyoruz.

Kısmet yeni rotalara umarım.

You Might Also Like

2 yorum

  1. İş yerinde insanlarla uğraşmaktan patlamak üzereyken instagramdan bildirim geldi. Herşeyi bıraktım çayımı aldım oturdum okuyorum.Hızımı alamadım eski postları okuyorumm. Sevgiler-Büşra-

    YanıtlaSil
  2. Burası benim de görmek istediğim yerler arasında. Freiburg yakınlarındaki Hohenzollern kalesine gitmiştim bu yaz. Orası da aile mülküymüş. Özel günler ve kutlamalar için kaleyi zaman zaman kapatıyorlarmış. İnsan inanamıyor :)) Yine çok güzel bir post olmuş. Sevgiler...

    YanıtlaSil

Labels