Kasım Favorileri

Salı, Aralık 06, 2016

Dekorasyon:



Kwantum'dan aldıgım bu ilkokul duvarlarında asılanlara benzeyen dünya haritasını çok sevdim bu ay. Çok sevgili fırıncı rafımın üstüne astım. Üst katın koridorunda duruyorlar, şimdilik görüntü hoşuma gidiyor.

Üst Baş:


Mango devasa büyüklükteki ve yorgan kalınlığındaki gri leopar baskılı kazagımla yine devasa büyüklükteki ve yorgan olmasa da battaniye kalınlığındaki Zara paltomu çok kez severek giydim bu ay. Ikisi de yeni sezon merak eden olursa.

Yiyecek:


Kitleler halinde nefret edilse de benim çok sevdiğim Brüksel lahanasının mevsimi geldi. Bizim evde benden başka yiyen yok hatta koklayınca ivvv, mivvv, öyyk sesleri çıkarmaya başlıyorlar ama ben kendim için pişirmeye devam ediyorum. Çok ucuz sağlıklı ve bence aşırı lezzetli. Arada kremalı, arada tereyağında kızartıp, arada da haşlayıp üstüne körili beşamel sos dökerek yiyorum. Fotografı görünce bile canım istedi!

Çiçek:


Bloomon geçen ay kendini aştı bence, bu aranjman şimdiye dek aldıklarım arasında favorim sanırım. Ve şaşırtıcı bir şekilde birkaç fireye rağmen 20-22 gün dayandılar. Respect.

Kitap:


Gayet light ve kafa boşaltıcı şeyler okumaya devam ediyorum. Rizzoli&İsles serisine devam ediyorum. Het aandenken Türkçe'ye ruh koleksiyoncusu diye çevrilmiş. Serinin diğer kitaplarından bir tık daha ürkünç buldum bunu. Yalnız sona doğru şaşırtacağım diye biraz fazla zorlamış bence yazar. Yine de severek heyecanla okudum.

Kozmetik:


Dr. Pawpaw multi purpose balm. Ay nasıl güzel! Çok amaçlı nemlendirici, rahatlatıcı ve onarıcı bir balsam bu, vazelin gibi koyu ve yogun kıvamda, kokusu rengi ya da tadı yok ve nereye ihtiyaç duyarsınız kullanabilirsiniz. Ben şimdiye dek dudak nemlendiricisi olarak, gripken tahriş olan burun kenarlarımı onarmak için, elektriklenme saçlarımı azıcık yatıştırmak için, tırnak diplerindeki kuruluk için ve onlarca kez yıkayıp alkollediğim için çok kuruyan ellerimi derinden nemlendirmek için kullandım. Çantamdan ayırmıyorum diyebilirim. 

Dizi:


Kraliçe Elizabeth'in tahta geçtiği yılları anlatan the crown'u tanıtımını gördüğümden beri heyecanla bekliyordum. İngiliz monarşisini izlemeyi de okumayı da oldu bitti çok severim. 


3-4 gün içinde tüm sezonu bayıla bayıla izledim. Çok hızlı ilerleyen bir dizi değil ama oyunculuk, kostümler, görüntüler süper. Yalnız Elizabeth'in mesela kızkardeşinin boşanmış biriyle evlenmesine izin verip vermeme konusunda bocalaması olsun, kocasının soyadını alıp almaması olsun duyguları ve mantığı arasında kalıp bocaladığını görmek etkileyiciydi. 


Yalnız Elizabeth'in gençliğini oynayan Claire Joy aşırı güzel, Kraliçe'nin kendisi hakkında aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bir de kraliçeliğin bu denli ruh sıkıcı bir iş oldugunu da bilmiyordum. Kağıt kürek oku, konuşma hazırla perişan oldu kadıncaaaz. Kocası da eliboş şımarık. Yok uçak uçuracağım yok gemi yüzdürecegim, sefasını o sürdü zenginliğin.

Film:

Julieta. Pedro Almadovar çok çok favori yönetmenlerimden sayılmaz, takip ederim gerçi filmlerini ama öyle her birine ayrı ayrı bayılmam. Julieta yine elbette bir kadın ve anne-kız hikayesi. Biraz karma, biraz eden bulur, biraz da sessiz kalmanın sonuçları... Julieta karakterini çoğu kişi bencil ve ara ara sığ bulmuş ama ben hiç hiç katılmıyorum. Ben daha ziyade naif buldum, kızı Antia'dan ise nefret ettim. Deve kini ve katır inadı kombinasyonu tam. Hikaye çok dramatikken Almadovar bunu çok kör göze parmak anlatmamış bu hoşuma gitti ama yine de izlerken içim yavaş yavaş parçalandı. Sonuna gelince de epey ağladım, ki ben zaten epey ağlarım.


"yokluğun hayatımı tamamen dolduruyor ve onu yok ediyor."


Bu aylık da bu kadardı. Bu seriyi yazmayı çok seviyorum umarım siz de severek okuyorsunuzdur.

You Might Also Like

3 yorum

  1. severek ne demek bayılarak okuyorummmm :))

    YanıtlaSil
  2. Severek okumak ne kelime bayılıyorum����

    YanıtlaSil
  3. Selam, monarşi seviyorsanız size bir dizi tavsiye edeyim: Reign, harikuladedir.

    YanıtlaSil

Labels