Plog: 11.01.2016

Pazartesi, Ocak 11, 2016


Günaydın. Alarm 7.30'da çalıyor, sabahlığıma sarınıp salona iniyorum. Hala karanlık, peh.


Umudkuş beyin beslenme çantasını ve kahvaltısını hazırlıyorum.


Öpüş koklaş uyandırma servisimiz vardır.


Yavruyu okula atıp ortalığı topluyorum.


Umud'la beraber biraz birşeyler yemiştim ama tam doyamadığım için elmalı yulaf lapası yapıyorum. 


Yarım saat kadar şuraya yayılıp blog okuyorum.


Umud'la beraber dışarı çıkan sokak iti geri dönüyor. Ana gibi yar olmuyormuş di mi Bibor bey? Gel de ısın.


Keyif bitti, çalışma zamanı. Ufaktan bugün yapmam gerekenleri yazarak başlıyorum. 3 saat kadar koltuktan kalkmadan çalışıyorum. İçim yeterince şişince ara vermeye karar veriyorum çünkü fena ilerlemedim.


Bu minik biraz hasta gibi keyifsiz. Azıcık öpüp kokluyorum. Kuzum.


Ardından ben de yere paralel hale geçip Southpaw'i izlemeye başlıyorum.


Bibi de gelip yanıma kıvrılıyor. Film klişeler barındırsa da çok sürükleyici, heyecan dolu ve dramatik. Çoğu sahnede gözlerim doldu ve ikinci yarısında sanırım tansiyonum fırladı. Son sahnelerde boks hakemine 'bitir hocaaaa bittiiiiir' diye bağırmış bile olabilirim. Bir de Jake Gylenhall nasıl bir aktör?! Billy Hope'u öyle güzel oynamış ki; yaşadığı öfke, üzüntü, çaresizlik, acı hepsini hissettim. Zaten boks sevdiğim bir spor. Gerçi spor denebilir mi bilemiyorum ama...iki sene önce salonda spor yapar ve hentbol oynarken ısınmak için kum torbasıyla çalıştığımız oluyordu. Vücut enerjiniz ve yeterince öfkeniz varsa tempolu spor iyidir zaten. Mor dizlerle çok mutlu bir şekilde eve döndüğüm zamanlar güzeldi.


Ardından bisikletime atlayıp Umud'u okuldan alıyorum, dönüşte markete uğrayıp muz, salam ve dondurma alıyoruz.


Ufaktan yemek yapmaya başlıyorum. Günlerdir canım yeşil mercimek istiyordu. Evdeki çeşitli sebzelerle çorba yapıyorum.


Bugünlerde aşırı dizisiz kaldım. Forbrydelsen'a bir şans veriyorum. Danimarka yapımı polisiye! Ben kalp İskandinavya zaten. Ilk bölüm hoşuma gidiyor bile.


Acı, ekşi. Tam şu iç karartıcı karanlık havada ihtiyacım olan şey.


Yemekten sonra mutfağı toplayıp mumlarımı yakıyorum. Aslında üst katta devasa bir sepet katlanması gereken çamaşır var. Canım istemiyor :( yarın umarım.


Dün hayatımda ilk kez tiramisu yapmıştım. Bayağı olmuş! Sadece likörünü koyarken elimi korkak alıştırmışım. 


19.30 gibi bey Umud'u yatırmaya çıkıyor. Umud seslenip beni çağırıyor çünkü benim yanaklarım daha yumuşakmış. Napalım mecbur ben yatırıyorum. O yatağına girince iç şişmesiyle ne izlesem ne yapsam diye aranıyor ve Berlin film festivalinden beri aklımda olan 45 years'ı izlemeye karar veriyorum. 

Melankolik. Oyunculuklar muhteşem. Devrim ve statüko, realite ve geçmişe takılmak, 45 yıllık ilişkideki yabancılaşma. 45 yıllık evli bir çiftin beş günü üzerinden aşk ve ilişkiler üzerine konuşmuş yönetmen. Bence nefisti. Iyi geldi.


Film bitince bey uyumaya çıkıyor, ben 20 dakikalık bedtime yoga yapıyorum. Biber de ben yoga yaparken tüm dikkatimi elimi kolumu ısırarak dağıtıyor.

Bugün böyle tembel bir gündü, yarın azıcık daha tempolu. 

Iyi geceler.

You Might Also Like

2 yorum

  1. He he ay ben o kediyi yerim :) blogunu takipdeyim bende beklerim :)

    YanıtlaSil
  2. Izlemediyseniz Vikings tv serisini tavsiye ederim.

    YanıtlaSil

Labels