İzlediğim Yeni Diziler - 5

Cumartesi, Ağustos 10, 2013

Merhaba


Yine içimdeki dizi canavarı yogun çalışıyor bugünlerde, epey bir yeni dizi izlemeye başladım. Kısa kısa paylaşmak istiyorum benim gibi dizi delileri fikir edinebilir.


House of Cards: Netflix aslında bir film şirketi fakat bir süredir tüm sezonunu tek seferde yayınladığı dizilerle de konuşuluyor. Sanırım sinema yapımcıları işin içinde oldugundan çıkardıkları diziler de sinema filmi kalitesinde oluyor. House of cards firmanın bu minvaldeki ilk işi. Geçen yıl hakkında o kadar konuşuldu ki biraz dizi takipçisiyseniz illa ki duymuşsunuzdur. Başrolde Kevin Spacey var ki bu zaten diziyi izlemek için yeterli sebep. Başkan yardımcılığına yükselmek isteyen çok hırslı ve hırsı doğrultusunda herkesi harcayabilecek politikacı Frank Underwood rolünde Kevin Spacey döktürüyor. Politikacıların asıl yüzü ve kirli ilişkileri, entrikaları dizinin konusu. 13 bölüm yayınlandı, 2.sezon seneye nisan gibi çıkacak sanırım. Tavsiye ederim.


Orphan Black: Dizisiz kalıp vakit doldurmak için başladım ama kısa sürede  en sevdiğim dizilerden biri oldu. Herkes çok sevmiş olacak ki çok kısa bir sürede 2. sezon onayını aldı. Başrolde ve hatta her rolde çok yetenekli Tatiana Maslany var. Dizi sorunlu bir hayatı olan yetim Sarah'ın kendisine çok benzeyen bir kadının intiharına tanık olması ve onun hayatını kendi sorunlarından kaçış yolu olarak kullanmak istemesiyle başlıyor. Basit bir kayıp ikiz vakası gibi başlayan hikaye Sarah'ın başka benzerlerinin çıkmasıyla karmaşık ve izlemesi keyifli bir hikayeye dönüşüyor. Diziyi bu kadar sevme nedenlerimin başında başrolün çok yetenekli olması geliyor açıkcası. 5-6 farklı karakteri farklı mimikler, farklı aksanla öyle güzel canlandırıyor ki kadının oyunculuğunu kıskandım resmen. Kolay izlenen, sürükleyici bir dizi arayanlara çok tavsiye ederim.


Chicago Fire: Herkes o kadar övdü ki başladım. Gerçekten söylendiği gibi underrated bir dizi bu, keske daha çok kişi izlese. Meslek dizileri genelde polisler, avukatlar ya da doktorlar etrafında döner ama bu kez Chicago itfaiyesindeki itfaiyecilerin mesleki ve özel yaşamlarını izliyoruz. Ben çok severek izledim, mutlu oldum izlerken. İlk sezonunu 1 haftada izledim ikinci sezon eylülde. Başrollerde Lady Gaga çirkininin nasıl tavladığını bilemediğim dünyalar yakışıklısı Taylor Kinney ve House'dan tanıdığımız Jesse Spencer var.


Bron/Broen: İsveç-Danimarka ortak yapımı Bron/Broen muhteşem bir dizi. Bron İsveçce, Broen da Danca köprü demekmiş. Ya da tam tersi miydi? Her neyse...dizinin ilk sezonu 2 yıl önce 10 bölüm halinde yayınlandı ve hayranları o zamandan beri yeni sezon bekliyor. Imdb'ye göre Eylül sonu yeni sezon geliyor. Dizi Danimarka-İsveç arasındaki bir köprüde ikiye bölünmüş bir ceset bulunmasıyla başlıyor. İsveç polisinden oldukça 'özel' bir kişiliğe sahip Saga Loren ve Danimarka polisinden Martin Röhde bu cinayeti ve ardından bağlantılı olarak gelecek olaylar zincirini çözmek için birlikte çalışmaya başlıyor. Amerikan dizilerindeki minicik bir ipucu bulup tüm davayı bir bölümde çözmek gibi saçmalıklar bu dizide yok. Gerçek bir soruşturma izliyor gibi hissettiriyor. Saga Loren karakteri uzun zamandır bir dizide izlediğim en ilginç ve karizmatik kadın karakter. Dizi o kadar güzel ki önce Fransız-İngiliz ortak yapımı Le Tunnel-The Tunnel adıyla uyarlanmış. Ardından bu sezon Amerika-Meksika sınırına aynı hikayeyi The Bridge adıyla uyarlamışlar. Ben açıkcası hiçbirini Bron/Broen'un jeneriğine bile değişmem. İzleyin!



The White Queen: Philippa Gregory'nin tarihi kitaplarını ne kadar sevdiğimi milyon kez yazdım sanırım blogda. Yazarın Beyaz Kraliçe, Kızıl Kraliçe ve henüz türkçeye çevrilmeyen Kingmaker's Daughter kitaplarından uyarlanan ve çoğunlukla İngiltere Kraliçesi Elizabeth Woodville'in yaşamını anlatan bu diziyi ben çok çok sevdim. Oyuncular tam kitapları okurken hayal ettiğim gibi. Özellikle Elizabeth Woodville'in kendisi bile onu canlandıran Rebecca Ferguson kadar White Queen değildir bence. Bütün kostümler, mekanlar, oyuncular her şey her şey çok güzel! Tek kötü tarafı çok hızlı ilerleyen bir dizi olması. Sadece on bölümde bitecek olması beni üzüyor. İkinci sezonu olup olmayacağı henüz belli değil ama ben hikaye biteceği için pek ihtimal vermiyorum. İngiliz dizilerinin tarzı bu. Amerikan dizisi olsaydı izlerdik mis gibi 24 bölüm. Neyse yine de çok çok sevdim ben. 


Mistresses: Sex and the city ya da Desperate Housewives özleyenler derhal buraya. Bu diziyi bulduğum için çok mutluyum çünkü böyle 3-4 kadının arkadaşlıkları ve aşkları, işleri temalı dizilere çoğu kadın gibi bayılırım. Özellikle yazın izlemeye çok uygun, çok sürükleyici, eğlenceli ve güzel bir dizi. Bu tarz dizilerdeki klasik durum bu dizide de mevcut; bütün kadınlar güzel, bütün adamlar yakışıklı, kıyafetler ve evler muhteşem. Göz ziyafeti yani. Özellikle kadın dizilerini sevenlere çok tavsiye ederim.

Bugünlerde ilgimi çeken birkaç dizi daha var onlara da başlamayı derhal düşünüyorum. Herkese iyi haftalar, sendromsuz pazartesiler.

You Might Also Like

5 yorum

  1. Hallo Tuguna.
    ich bin aus Deutschland :)
    yani komsu sayiliriz...
    Cici bir annesin ve bir okadar tatli bir oglun var masallah.

    Bir sorum var: dizileri nerden izliyorsun? pay tv mi yoksa internetten mi?

    Kendine iyi bak.
    Leyla

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Leyla evet komsu sayiliriz:) Tesekkurler guzel sozlerin icin. Ben dizimag'den izliyorum. Tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba acaba bu dizileri nasil idli yorgunum hangi siteden ya da nasil indiriliyor tesekkurler
    Gulsum

    YanıtlaSil
  4. Cevap icin tsk :)
    Meger Tr de misin. Cok gecmis olsun. Bizde de hastalik bu aralar cok. Allah tüm hastalara sifa versin insallah!!!

    Hemen dedigin sayfadan dizilere dalacam simdi :)

    Kendine iyi bak.
    Leyle

    YanıtlaSil
  5. dızı secımlerını sevıyorum. tesekkurler.

    YanıtlaSil

Labels