31 Mart 2015 Salı

Mart Favorileri

Murphy'nin aleyhime çalıştığı ve ufak tefek işlerimin ters gittiği, havanın da berbatlığıyla duruma tuz biber ektiği bugün en azından blogumu güncelleyerek durumu kendi adıma kurtarmak istedim. Mart favorilerini sıralayayım...

Dekorasyon:


Çalışma odasındaki yeni rafımız ve üzerindeki çerçeveler hala hoşuma gidiyor. Aydınlık ve ferah göründüklerini düşünüyorum.

Yemek:


Kırmızı pancar salatası. Bizim evde oğlanlar pancardan nefret etse de benim sevdiğim bir sebze. Biraz karışık yeşillik üstüne haşlanıp soğutulmuş pancar doğruyorum. Üstüne beyaz peynir ufalayıp bol zeytinyağı ve nar ekşisi döküyorum. Bir dilim ekmekle harika bir öğle yemeği oluyor.

İçecek:


Taze sıkılmış armut, mango ve nane içtim bol bol. Güzeldi.

Kozmetik:



Lancome color fever 304 numara lipglossu nerdeyse hergün kullandım. Harika bir gloss kendisi.

Üst baş:


Zara'dan yeni aldığım merserize kazağı çok giydim. Böyle düz, basit kazakları çok seviyorum.

Müzik: Björk'ün yeni albümünden Lionsong'u epey dinledim. Ayrıca Björk'ün eski beyinin de boyu devrilsin.

Film


Bu ay hepi topu iki film izledim. The İmitation Game ve Exodus: Gods and Kings. Ikisine de çok bayılmamakla birlikte ayın favorisi olarak The İmitation Game'i sececeğim. Yüzyılın dehalarından Alan Turing'in hayatını izlemek güzeldi ama film hiç suya sabuna dokunmamış. Turning intihar etti deyip geçmiş ki intihar etmeyip suikaste uğradığına dair olan söylentilerden hiç bahsetmemiş. Intihar ettiyse bile eşcinsel olduğu için o dönem yaşadığı toplum baskısı ve korkuların onu intihara sürüklemiş olabileceği ile de ilgilenmemiş. Oldukça yüzeysel anlatıldığını düşünsem de kötü bir film değil, severek izledim.

Kitap:


Jojo Moyes - Senden önce ben: Büyük önyargılarla başladım çünkü aşklı maşklı kitapları genelde sevmem. Ağlak kitapları da sevmem ama Senden önce ben'i hem ağlak hem aşklı olmasına rağmen sevdim. Esprili, sürükleyici, üzücü ama pembe dizi gibi de salya sümük değil. Edebi olarak elbette aman aman değil fakat iki günde pıt diye bitti, kafam dağıldı okurken.

Dizi adına yine yeni bir şey izlemedim hatta vakitsizlikten çoğu izlediğim diziyi de izlemiyorum ama Pretty Little Liars 5 yıllık işkencenin ardından A'yi açıklar gibi oldugundan onu yazmakta bir beis görmüyorum.

İşte böyleyken böyle.

15 Mart 2015 Pazar

Evde Sevdiğim Köşeler - 2

Selamlaaar,

Birkaç ay önce yazmıştım bu konudaki ilk yazıyı, şimdi sevdiğim yeni yeni köşeler var evde. O yüzden bir update yapayım dedim.


Kiler! Üst kata çıkan merdivenlerin altında bu şekilde bir gömme dolabımız var. Açık ve minnak mutfağımıza bu kilerimiz olmasa sığmamız mümkün değil. Kilerimi düzenlemeyi de düzenledikten sonra karşısına geçip bakmayı da çok severim! Büyük kavonozları bakliyatla, küçükleri çeşit çeşit baharatla doldurduğumda içimi bir huzur kaplıyor!



Araya araya zor bulduğum canım taburemi(!) elbette bu yeni listeye almalıydım. Görgüsüzün taburesi olmuş her yazıda fotografını koymuş.



Çalışma odasındaki duvar rafı ve çerçeveler. Bunları yeni astım koltuğun üstüne. Siyah-beyaz ve sakin tutmaya çalıştım. Bir iki gaz verecek motto, kalp, ev vs. klişe olsa da sevdiğim kartları çerçeveledim, yanına da Rituals ev kokusunu ekleyince görüntü tam istediğim gibi oldu.


Umud'un yeni odası! Henüz bitmedi ama bu biraz 'çıplak' haliyle bile hem onun hem bizim hoşumuza gitti. Umud'a iki sene önce o zamanlar çok sevdiği için 'Cars' filmi temalı bir oda yapmıştık. E tabi çocuk büyüdü ve sıkıldı o görüntüden, biraz daha 'cool' bir oda istediğini söyledi. Ben önce eski duvar kağıtlarını söküp duvarları üç kat beyaza boyadım. Sonra beyle yere yeni parke döşedik. Ardından eğlenceli kısma geçebildim. Biraz astronot ve uzay teması oluşturmaya çalıştım. Halı ve perdeyi H&M home'dan aldım, eşyaların yerini de değiştirdim. Astronot nevresimi de odaya pek yakıştı bence. Şimdi sırada bir başucu için odayı daraltmayacak minicik sehpa ve duvara raf asıp o rafı süslemek kaldı. Bu şekilde yatağın yanındaki duvar çok boş. Çok boş duvar sevmem ben, toz olup temizlik yapma süremi uzatacak yeni alanlar lazım eve :p

İşte böyle, umarım siz de benim beğendiğim kadar beğenmişsinizdir bu köşeleri.

11 Mart 2015 Çarşamba

Kiehl's Cilt Bakım Ürünleri

Yaklaşık iki senedir kullanıyor olsam da yeni bahsediyor olmam Kiehls hakkında bir türlü karar verememiş olmamdan. Yine de elimdekiler bitmek üzere oldugundan yazmak istedim.


Kiehl's'ten kullanıp bu yazıda bahsedeceğim ürünler bunlar. Başka ürünleri de var elimde ama çok uzun olacağını düşünüp yazıyı ikiye bölmek istedim. Benim cilt tipim karma-normal, gözenek sorunum var.


Ultra Facial Cleanser: Çok hafif, cildi tahriş etmesi mümkün olmayan, e vitamini, avokado yağı, gliserin gibi cildi besleyecek içeriklere sahip olan bu temizleme jeli oldukça basic ve çoğu insanın seveceği bir ürün ama ben her kullandığımda cildimin sanki temizlenmediğini hissettim. Sanırım içindeki yağlardan cildimi yeterince gıcır gıcır hissettirmedi hiç. Tüm ciltler için uygun olduğu belirtilse de sadece kuru ve kuruya dönük ciltleri memnun edeceğini düşünüyorum. Nefret etmedim ama bana göre değil.


Ultra Facial Tonik: Tonikler hiçbir zaman cilt bakımı rutinimde vazgeçilmez olmadı ama yine de kullanırım. Bu tonik için de tıpkı temizleme jeli için söylediklerim geçerli. Cildi germiyor hatta hafif bir nem hissi veriyor ama çok da özel bir tarafı yok. Kuru ciltliyseniz ve yıkadıktan sonra yüzünüz geriliyorsa seversiniz.


Ultra Facial Moisturizer Spf 15: Içinde birkaç kullanımlık kaldı. Losyon formunda olmasına rağmen benim çok ağır bulduğum bir nemlendirici bu. Yine aynı şeyi söyleyeceğim ama bu kadar yağlı bir ürün ancak kuru ciltleri sevindirir. Kullandım ama yeniden almam. 


Ultra Facial Cream: Krem formda olmasına rağmen losyondan çok daha hafif olan bu kremi ne kadar övsem az! Cildi hiç yağlandırmadan muhteşem nemlendiriyor, gözenekleri tıkamıyor, makyajın altına ağır gelmiyor, gece kremi olarak da hafif hissettirmiyor. Çok başarılı ve yine alacağım ürünlerden biri. 


Creamy Eye Treatment with avocado: Ilk aldığımda kullanımını zor buldum. Çünkü göz altlarıma zamk gibi yapışıyordu ve sanki dağılmıyordu. Sonra nerde yanlış yaptığımı anladım. Cildim hafif ıslakken uyguluyordum, o yüzden dağılmıyordu. Sonra cildim iyice kuruyunca uygulamaya başladım ve sonuç muhteşem! Harika nemlendiriyor ve o nem çok uzun süre kalıyor. Benim göz çevresi bakımı için nem harici bir beklentim yok şimdilik. Bu krem de sadece nem vermeye yaradığı için eğer anti aging veya şişlikler için kullanacaksanız tavsiye etmem. Onun harici muhteşem ve muhtemelen yeniden alırım.


Pineapple Papaya Facial Scrub: Yani 30 euromla mum yaksam daha faydalı bir harcama olurdu. Bu peeling adı altında satılan şeyi yüzünüze sürüp 5 dakika kadar bekleyip ovalayarak yüzünüzü yıkıyorsunuz ve yüzünüz 5 dakika öncesiyle tıpatıp aynı oluyor. Çok fazla peeling denedim ama bu kadar fark yaratmayanını hiç kullanmamıştım.

Bu yazının kazananları Ultra Facial Krem ve avokadolu göz kremi.

Sevgiler.


3 Mart 2015 Salı

2015 Wishlist Update - 2

Yılın başında yaptığım wishlist üzerindeki çalışmalarım devam ediyor! Son olarak uzun arayışlar sonucu bulduğum ağaç taburem ve HAY Lup mumluğum da listeden silindi. <3


Tabure için Dok, Bloomgville, House Doctor gibi markalara baktım ama hepsi 70-120€ arasıydı. Basit bir tabure için fazla bulduğum için aramalarıma devam ettim ve sonunda halkın mağazası, maaşlı çalışanın dostu Xenos'ta 30 euroya buldum! Hell yes!



Tam da istediğim gibi oldukça doğal ve ormandan fırlamış gibi görünen taburemi çok sevdim!


Kitap okurken bir şeyler içmek için kullanılan fincanları koymak üzere çalışma odasındaki koltuğun önünde yerini aldı.


HAY bir Danimarka markası. Küçük tray sehpaları ve bu Lup mumluğu sanırım en popüler ürünleri. Bu mumluğun alt kısmı üçgen olanı ve bronz renkte olanı da var. Ben siyah olanı seçtim. Hollanda'da Bijenkorflarda, Türkiye'de de yanılmıyorsam Adres İstanbul'da satılıyor. Onun dışında online bulmak tabi ki mümkün.


Basit ama cool tasarımıyla uzun yıllar sıkılmadan kullanacağımı düşünüyorum bu mumluğu.


İşte böyle. Ben ikisini de çok beğenerek aldım, umarım siz de sevmişsinizdir.

2 Mart 2015 Pazartesi

Şubat Favorileri

Geleneksel aylık favoriler zamanı!


Dekorasyon:


Elbette yeni Morteens koltugum, hala kendisiyle çok mutluyum.

Yemek:


Mısır mücveri: Hollanda'da mısır kurabiyesi deniyor buna ama tabi ki dünyanın en saçma adı. Tarif lütfenciler için; 1 su bardağı mısır, 1 tane incecik kıyılmış soğan, sambal oelek ya da biraz pulbiber, göz kararı un ve yoğurt (hepsi birbirine yapışacak kadar), tuz karabiber, azıcık da kabartma tozunu karıştırıp mücver yapar gibi kaşıkla alıp kızgın yağda kızartılıyor. Ben çok seviyorum!

Kozmetik:


Mac Prolongwear Fondöten: Bu ay az uyumaktan ve stresten cildim çok iyi görünmüyordu. Bir de evden 10 saat kadar uzak kalınca normalde kullandığım bb kremler kalıcılık açısından yeterli olmamaya başladı. O yüzden ekstra kalıcı ve kapatıcı olan bu fondöteni hemen hergün kullandım.

Üst baş:



H&M oversized kazak. Aaah böyle kocaman kazakları çok çok seviyorum. Sanki battaniyeme sarılıp evden çıkmışım gibi. Bunu yeni aldım ve çok beğenerek kullanıyorum.

Müzik: Damien Rice - My favorite faded fantasy. Hiç abartmıyorum tüm ay sadece bu albümü dinledim. Dinlemeye de devam edeceğim. Tam benim gibi doğuştan üzgün, ağlak sümüklülere göre.

Film:


Nightcrawler, Whiplash ve Birdman'i izledim bu geçen ay içinde ve hemen hepsini beğendim. Nightcrawler çok iyi bir kapitalizm eleştirisi olmuş, oyunculuk da çok iyiydi ki zaten Jake Gyllenhaal Donnie Darko zamanından beri sevdiğim bir oyuncu. Whiplash beni epey etkiledi ama beyciğim sinematografik açıdan vasat buldu. Ben durağan, az diyaloglu, sakin sakin insanı geren filmleri severim, güzeldi bence. Birdman'e gelirsek...ben sanırım sinemayı İnarritu filmleriyle sevdim. Amorres Perros'u ilk izlediğimde yaşadığım tokat yemiş gibi hissi hala hatırlıyorum. Sonraları tekrar tekrar izleyeceğim bir film oldu. Birdman diğer İnarritu filmlerinden çok farklı, alıştığımız arabeskleşmeden insanın içini paramparça eden acıklı bir hikaye çekmemiş bu kez, onun yerine Hollywood ve onun klişelerine bir yeter! demek istemiş. Her ne kadar eski çektiği filmleri daha çok sevsem de ustalık dönemindeki bir yönetmenin istediği tarz film yapabilmesini elbette haklı buluyorum. Görüntü geçişleri, kamera açıları, oyunculuk, müzikler çok lezizdi. 

Dizi adına yeni bir şey izlemedim ama Broadchurch'ün muhteşem ikinci sezon finali dolayısıyla listeye onu eklemekte bir beis görmüyorum.

Bakalım mart neler getirecekler...

28 Şubat 2015 Cumartesi

Şubat Ayı ve Instagram


Den Haag'a gittik Umud'la. Aslında eşimin randevusu vardı o önden gitti, biz de kuyruk gibi arkasından takıldık. 


Lahana gibi giyinmemden çok soğuk olduğunu anlayabilirsiniz. Önünde durduğum yer Hollanda meclisi, arada bisikletiyle girip çıkan bakanları ya da başbakanı görmek mümkün.


Bir de Belçika'ya gittik, yollarda yorgun düştü minnak oğlum.


Biborların bibisi! Yaralı ağzından yediğimin heyvanı.


Her fotografa girmese olmaz!


Kitap-çay...kış akşamları bitmiyoooor!


Kasım çoktan geçse de yağmurları kaldığı için bu kokuyu kullanmakta bir beis görmüyorum.


Gündüz alıp gece kullanıma açtığım mumluk<3


Şuracıkta bir bölüm Broadchurch izleyip erkenden yatağa gitmekler. Bu ay ne çok uykuya ihtiyaç duydum. İşte bunlar hep yaşlılık.


Kaffaltı. Ya da beyimin tabiriyle at yemi.


Tbt gibi tbt. 4 haftalık cin biber. Tipsiiiiz.


Dujj mujj.


Çılgın gece hayatım. Bu kadar hızlı yaşamayayım diyorum ama...


Tatlı oğluşlarım! Biber Umud'a aşırı düşkün, kucağında şımarık şımarık yatışına bakın:)

Şubat benim için epey yoğun geçti, normalden az fotograf koymamdan da anlayabilirsiniz :) Mart da öyle geçecek ve epey gözüm korkuyor şimdiden. Neyse en azından kış bitti ve bahar gelmek üzere, e günler de uzadı, artık işe ulaştığımda hava hafiften aydınlanmış oluyor. 

Sevgiler


27 Şubat 2015 Cuma

Plog: 27.02.2015

Selaam

Bugün de yine inanılmaz renksiz, sıkıcı bir gün olacak gibi. Dün yazdığım gibi Utrecht'e yakın bir klinikte çalışacağım bugün. Çünkü? Çünkü gerizekalıyım, zaten az çalışıp az yoruluyorum. Neyse..


5.40'da alarm çaldı ve yine Biber klasik kucağıma sokuldu. 20 kere sarılıp 30 kere öptükten sonra yataktan çıktım.


Şaşırtıcı bir şekilde bey de uyandı. Onun için çok erken halbuki. Bir hışımla Biber'in kumunu yeniledi, sonra benimle kahve içti. İlginç


6.30 Utrecht trenine bindim. Dün akşam daha önce gitmediğim bu kliniğe nasıl gideceğimi, hangi trene hangi otobüse kaçta bineceğimi araştırmıştım. Sürprizleri genel olarak sevmem ve planlı yaşayınca mutlu olurum. Utrecht istasyonunda inip oradan Houten trenine geçtim. Houten zaten Utrechte yakın. 10 dk sonra indim ve kliniğe gitmesi gereken -kullandığım app'e göre- otobüse bindim. Şöföre her ihtimale karşı sorayım deyince adam hiiiç de oraya gitmediğini hatta öyle bir saglık kurumunu bilmediğini söyledi?! E iyi dedim yine baştan inmem gereken yerde indim. Artık salak mı dersiniz bilemiyorum ama döt kadar şehirde bildiğin adresi bulamadım. O saatte de sokakta sadece uykusunun arasında köpeğini çişe çıkarmış insanlar var ve hiçbiri adresi bilmiyor. Ben böyle durumlarda çok gerilirim. Yani bildiğin trafik kazası geçirmişim, herkesin ortasında kayıp popomun üstüne düşmüşüm, topluluk içinde konuşurken burnumdan baloncuk çıkmış gibi gerilirim. Neyse aradım bildirdim biraz gecikecegimi. Tabi o birazın ne kadar süreceği o an gayet meçhul. Neyse yürürken bir ambulans gördüm park halinde. Sonuçta ambulans sağlık kurumunun yerini bilir di mi? Hemen atladım tabi, adam hiç de öyle bir kurum duymamış? Alla alla. Ama adresi biliyorsan navigasyondan bakayım dedi. Neyse baktı 3 km uzakta bir yermiş. Çok da uzak değil ama yine de yakın sayılmaz. Ambulans şöförü bey hemşire oldugumu öğrenince bırakayım ben dedi, ay dedim allah razı olsun kardiş. Neyse 4-5 dk sonra ordaydım. Sağolsun kibar ve yardımsever insanlar!


Neyse 8 saat çalıştım. Ama ne servisi, ne çalışanları ne de hastaları sevmedim! Kendi servisimi tercih ederim. Belki de gün istediğim gibi başlamadı diyedir. Yarın da yine Utrecht'te ama başka bir lokasyonda çalışacağım. Korku doluyum:(


Böyle mutsuz mutsuz dönüş trenine biniyorum. Neyse güzel elmalı ve cevizli kurabiye var yanımda.


Eve gelince biraz dinleyip yemek yapıyorum, ardından Umud'un odası için bunları sipariş ediyorum. Birkaç gün önce Umud'un odasındaki 'çocuksu' duvar kağıtları söküp duvarları boyadım. Sonra da yeni parke döşedik yere beyle birlikte. Şimdi süsleme zamanı!


Kendime de bu ikisini sipariş ettim. Bakalım nasıl olacaklar...


Sonrasında da koltuğa yayılıp tek gözümle gs maçını izleyip bir taraftan da uyukluyorum.

Saat 20.30 itibariyle de son kalan enerjimle yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçalıyor ve yatağıma atlıyorum. 

İyi geceler ve güzel haftasonları!