28 Temmuz 2015 Salı

Piremses Kadın Sendromu





Insanları çok seviyorum diyemem. Ya da şöyle diyeyim; insanlığı teoride seviyor fakat bireylerden pratikte pek de hoşlanmıyorum. Genelde yakın arkadaslarım da öyle çok sevimli, şirinlik muskası, sütlaç kıvamında insanlar değiller. Pek de hoşlanmadığım insanlar listemde ilk sırayı 'hep iyi niyetinden kaybedenler' alıyor. Bu herkesi kendi gibi sanan ve bu yüzden kaybettiğini söyleyip duranlardaki alttan alttan hissedilen kibir zaten çok da düzeltmediğim kaşlarımı iyice kaldırıyor. Ne yani sen iyi niyetlisin, çok temiz kalplisin de biz yaşlıların cebinden cüzdan çalıp açların önünde Erol Taş tarzı tavuk butu mu ısırıyoruz? Bu kadar anlata anlata bitiremediğin iyiliğin ne yani? Bunu diyebilmemiz için kriter ne tam olarak? Boş vakitlerinde açlara yemek yapıp, tüm maaşını fakirlere ayakkabı almaya mı harcıyorsun? Ne yapıyorsun da bu kadar bizden farklı iyi niyetinden kaybediyorsun? 

Bu iyi niyetinden kaybeden ve biz alçak namussuzları hep kendi gibi sananların bir tık üstü de piremseslik sendromu. Bunun bir de pirems erkek versiyonu var ama o başka bir postun konusu. Nedir piremses kadın? 

Hani iltifat edersiniz de 'o senin güzel bakan gözlerin AyşeM, FatmaM, HaticeM' diye isminize iyelik eki takarak konuşan o sevimli kadın yok mu? O işte. Teşekkür edip geçmez çünkü çok mütevazidir, çok bebektir, çok minnoştur, kakası da pembedir.

Bir kere hayat çok zordur ona ve büyük stres altındadır. Her an mızıldamaya, ağlamaya hazırdır. Somondan başka balık yiyemez içi bi fena olur balık kafası görünce. Evde böcek görse terliği yapıştırıp öldürmez, koltuğun üstüne çıkıp kocasını çağırır. Bu hanımlar birkaç sene önce facebookta 'kocişle kahvaltı keyfi' yapanlar. Şimdi instagramda kocalarının aldığı çiçekleri altına özlü söz yazarak paylaşıyorlar, oradan tespit edelim. Çünkü ennnnn aşık onlar, ennnn benzersiz ilişki onlarınki.

Piremses olmak elbet kolay değil, evlenecek olsan herrrr şey aşırı mükemmel olmalı. Arada stresten kriz geçirilip müstakbele sarmalı. Onca tantana sonrası da ortaya çıkan birbirinin aynısı pembeli, pastel renkli, cupcakeli, çiçek desenli instagram evi.

Evlendi diye kurtulmadınız piremsesimizden. Daha hamile kalınca dünyadaki tek doğurgan oymuş gibi davranması, aşşşşırı nazlanması, olmayacak vakitlerde olmayacak şeyleri canının istemesi var. Ay doğuruyor o kadar kolay mı?! Bir sağlık sorunu yoksa dünyadaki tüm dişi canlıların yapabildiği bir şey olması önemli değil. Baby shower, çeşitli tütülü/cupcakeli/elde tutulan karton çerçeveyle fotograf çektirmeli abuk subuk eğlencelerle geçer hamilelik. Baba adayları bu manyaklıklara ne diyor ben onu epey merak ediyorum. Hanım sakin sakin doğursan?

Bebeğin doğması en sevdiğim kısım. Çünkü piremsesimiz bu dönem yanında kocası/anası/kaynanası yardım etmek için varken bile aşırı yorgun ve uykusuzdur. Ay onun paşası/prensesi hiç uyumuyordur, ay çok gazlıdır o yüzden piremsesimiz hiçbir şeye yetişemez, mutsuzdur. Çünkü diğer tüm bebeler kolaylıkla büyür, bir onunki emek ister. 

Hele bu aşamada ben de dahil tek başına yardımsız çocuk büyüten anneler muhtemelen intihar etmeli piremses kızımıza oranla. 

Insanların şükretmeden sürekli mızıldar halde olması, kendi kendine yetemeyip her durumda bir koca/ana/baba omzuna ihtiyaç duyması bana çok şımarıkça geliyor. Kimseye eyvallah demeden yalnız takılalım canımız çıksın da demiyorum ama şöyle bir kendine karşıdan bakıp, biraz yetişkin olup, mantıkla elindekilerin kıymetini bilip, sürekli şikayet etmeden yaşamanın çok daha saygı duyulası ve onurlu olduğunu düşünüyorum nacizane.

İşbu yazıda hiçbir piremses kadın ve aşırı iyi niyetli insan yerilmemektedir. Bu anlattığım tarz bana uymuyor sadece, siz memnunsanız devam tabi. 

Ps: Fotografsız post sevmiyorum diye ne ekleyebilirim diye düşündüm. Sonunda bula bula kendi fotografımı buldum. Suratsız ve asabi pozum sizce de bu yazıya yakışmamış mı? :

Öperim.

11 Temmuz 2015 Cumartesi

Haziran Favorileri

Geçen aylarda keyfim yok diye atlamıştım bu postu iki kez. Biraz kendime geldim gibi, e hadi madem dedim.

Dekorasyon:


Umud'un odasına astığım string shelf havası taşıyan Hema raf! Söylemişimdir bizim ev çok küçük, umud'un odası da öyle ama bu raf sağolsun epey ıvır kıvır topladı. Hoş da görünüyor.

Yemek:


Brüksel'de yediğim koca bir tencere dolusu midye! Brüksel demek zaten midye demek.

Kozmetik:


Sleek matte me serisinden birtday suit likit kalıcı ruj. Gâvurların 'My lips but better' dedikleri tondan, dudak rengi. Bir sürüyorsun sen silene kadar çıkmıyor. Mat ruj seviyorsanız ki ben çok seviyorum bir şans verin derim. Diğer renkleriyle de ciddi düşünüyorum.

Üst Baş:


Üst baş epey var bu ay severek giydiğim. Ilki bu river island sarı elbise ve keds pabuç ikilisi.


Ikincisi bu primark kısa pantolon ve sandaletler.


Üçüncüsü bu primak kimono stili hırka.


Dördüncüsü de bu kareli ve boynu kuşaklı stradivarius gömlek. Hepiciği yeni.

Film:


The theory of everything. Ne güzeldi ne güzeldi. 

Kitap:


Henüz vakitsizlikten bitiremesem de aynı anda Tess Gerritsen - Manifesto Klübü'nü ve Patrick Rothfuss'tan Kral katilinin güncesi serisinin ilki olan Rüzgarın Adı'nı okuyorum. Ikisi de çok güzel!!

Müzik:

James Blake - A case of you bu ay beni normalden biraz daha fazla etkiliyor. Sık dinledim.

Dizi


Ay bunlar ne manasız sorular?! Elbette Game of Thrones canısı! Yeni kitap da çıkaydı artık ama! Dizi kitap arasındaki farklılıklar arada canımı sıkıyor ama bir taraftan da mantıklı buluyorum sonradan. Mesela Sansa-Ramsay mevzusuna başta bi sürü kızdım ama sonradan çok mantıklı geldi. Tyrion'un yolda yaşaması gereken tonla tantana ve tanışması gereken o aşırı önemli kişiyle tanışmaması hakkında ne düşünmeliyim bilmiyorum. Ama kum yılanlarını bambaşka ama bambaşka hayal etmiştim. O hiç olmamış. Yıllardır Starklara üzül üzül perişan olsam da hala em sevdiğim dizi. Bir de Jon Snow sizce de tıpkı babası rahmetli düz adam Ned Stark gibi aşırı onurdan, şereften perişan olmuyor mu? O yüzden fotograf olarak en sevdiğim şerefsiz, alçakların alçağı 'i love to hate him' serçeparmak'ı ekledim.

İşte böyle.

Sevgiler.

10 Temmuz 2015 Cuma

Haziran Ayı ve Instagram

Haziran aşırı yogun çalışmalı, az uyumalı, çok gezmeli bir ay oldu. Annem tüm ay bizdeydi ve mümkün mertebe gezdirmeye çalıştık.


Oğlumun yakışıklılığına bakar mısınız?!


Arada süslenmek de lazım ama di mi.


Bahçede kahvaltı yapmak kadar güzel çok az şey var!


Utrecht'e gittik annemle gezmeye.


Typical dutch. Kanal, bisiklet.


Özenmeden toplayınca hoşuma gidiyor, özenince görümce topuzu oluyor peh.


Güzel Amsterdam. Dünyanın en güzel şehirlerinden biri bence.


Annemle rembrandt'ın askerleriyiz burada.


Şansımıza da hava güneşliydi. Anamı red lights discreet'e götürdüm batının ahlaksızlığını aşılamak için. �� havaalanında dilli dilli öpüşen iki oğlandan sonra yeni bir kültür şoku oldu. :)


Bazı ev önleri. <3


Hep diyorum fırsatınız olursa mutlaka görün Amsterdam'ı.


O gün de acı vatan alamanya'ya gitmeden önce bahçede kahve içiyordum. Papatyalar soldu artık başka bir şey dikmek lazım şu ara.


Düsseldorf'a gittik, gitmişken de yerel birasını denedim elbet. Ben kalp koyu renk biralar.


Düsseldorf hiç ummadığım kadar güzel çıktı.


Rhein nehri yanında uzun uzun yürüdük. Binalar çok hoşumuza gitti.


Yorucu ama güzeldi özetle Düsaeldorf.


O günü hatırlıyorum, şu fotografı çektiğim yerde 6 saatten fazla oturup rapor yazmıştım.


Rotterdam'ın güzel yat limanı.


Annemle istavrit kızartıp bahçede yemiştik. Ne güzel.


Supergirl pelerini değil de ne?


Evdeki saatlerce ama saatlerce süren rapor yazma işlerime renk katma çabalarım.


Şu arkadas mutfaktan yemek çalıp halıda gibi bi alışkanlık geliştirdi.


Leopar ve ekoseyi aynı anda giymeyi çok seviyorum!


Eve 266837. meyve sepetini de aldım. Ama çok güzel ve çok ucuzdu, nasıl bırakabilirdim?!


Bu ojeyi sürdüm sık sık.


Bir ara hava 13-14 dereceye düştü, kış yemeklerine dönüş yaptım.


Biber'in oyuncağını yapmışlar, aldık tabi.


Brüksel'e gittik, kral bu sarayı kullanmıyormuş bana verdi.



Brüksel güzel. Çok güzel değil ama güzel.  Belçika sanki ne Hollanda olabilmiş, ne Almanya ne Fransa. Böyle bir kişiliksiz sanki, ama yine de keyifli bir geziydi.


Bence Brüksel'in en güzel tarafı her yerde  bir anda karşınıza çıkıveren çizgifilm karakterleri.


Brüksel'in meşhur meydanı Grande Place muhteşem binalarıyla kalbimi çaldı ama.


Meşhur Mannekepis'i neyin bu kadar özel yaptığını hiç bilmiyorum.


Son olarak da her Brüksel'e gidenin kaçınılmaz sonu olan midye-waffle yerken bulduk kendimizi. 


Eve succulent aldım iki tane, nasıl güzeller. Biber de yemiyor bunları neyse ki.


Gezmediğim her an çalıştım demiş miydim. Neyse ki çok severek yaptıgım bi işim var.


Bahçe! Bir hafta boyunca hava 36 derece civarıydı. Soğuktan bıksam da bu kadarını çekemiyorum açıkcası. Gecelerce uyuyamadım filan. Höf.


Kaynana dinlenme tesislerinin bahçesi!


Hollanda sıcakken cennete dönüşüyor bahçeniz varsa.


Yılın en güzel çiçeği şakayık nihayet çıktı!  Bir de bu ara dekorasyonda ağaç dilimleri çok hoşuma gidiyor.


Sevgili ahretliğim deniz hanımla buluştuk. Yemeli içmeli gülmeli çok güzel bi gündü.


Lavantalarım da açtı!


Bu ayın en heyecanlı şeyi girdiğim assesment idi benim için. Günlerce uyuyamadım vs. Bu fotografı da girmeden hemen önce çektim, neyse ki iyi geçti. Çok güzel şeyler duydum.


Bu fotografı çektiğim zaman saat 21.30'du, hala aydınlık.


Oje çiçek uyumu da çok önemli birşey :p

Işte böyle güzel bir aydı haziran, darısı Temmuz'a. Temmuz çok sıcak başladı, bu ay önümde hevesle beklediğim iki haftalık Türkiye ziyareti var. O zamana kadar da aralıksız çalışmaklar.

Sevgiler