3 Mart 2015 Salı

2015 Wishlist Update - 2

Yılın başında yaptığım wishlist üzerindeki çalışmalarım devam ediyor! Son olarak uzun arayışlar sonucu bulduğum ağaç taburem ve HAY Lup mumluğum da listeden silindi. <3


Tabure için Dok, Bloomgville, House Doctor gibi markalara baktım ama hepsi 70-120€ arasıydı. Basit bir tabure için fazla bulduğum için aramalarıma devam ettim ve sonunda halkın mağazası, maaşlı çalışanın dostu Xenos'ta 30 euroya buldum! Hell yes!



Tam da istediğim gibi oldukça doğal ve ormandan fırlamış gibi görünen taburemi çok sevdim!


Kitap okurken bir şeyler içmek için kullanılan fincanları koymak üzere çalışma odasındaki koltuğun önünde yerini aldı.


HAY bir Danimarka markası. Küçük tray sehpaları ve bu Lup mumluğu sanırım en popüler ürünleri. Bu mumluğun alt kısmı üçgen olanı ve bronz renkte olanı da var. Ben siyah olanı seçtim. Hollanda'da Bijenkorflarda, Türkiye'de de yanılmıyorsam Adres İstanbul'da satılıyor. Onun dışında online bulmak tabi ki mümkün.


Basit ama cool tasarımıyla uzun yıllar sıkılmadan kullanacağımı düşünüyorum bu mumluğu.


İşte böyle. Ben ikisini de çok beğenerek aldım, umarım siz de sevmişsinizdir.

2 Mart 2015 Pazartesi

Şubat Favorileri

Geleneksel aylık favoriler zamanı!


Dekorasyon:


Elbette yeni Morteens koltugum, hala kendisiyle çok mutluyum.

Yemek:


Mısır mücveri: Hollanda'da mısır kurabiyesi deniyor buna ama tabi ki dünyanın en saçma adı. Tarif lütfenciler için; 1 su bardağı mısır, 1 tane incecik kıyılmış soğan, sambal oelek ya da biraz pulbiber, göz kararı un ve yoğurt (hepsi birbirine yapışacak kadar), tuz karabiber, azıcık da kabartma tozunu karıştırıp mücveri yapar gibi kaşıkla alıp kızgın yağda kızartılıyor. Ben çok seviyorum!

Kozmetik:


Mac Prolongwear Fondöten: Bu ay az uyumaktan ve stresten cildim çok iyi görünmüyordu. Bir de evden 10 saat kadar uzak kalınca normalde kullandığım bb kremler kalıcılık açısından yeterli olmamaya başladı. O yüzden ekstra kalıcı ve kapatıcı olan bu fondöteni hemen hergün kullandım.

Üst baş:



H&M oversized kazak. Aaah böyle kocaman kazakları çok çok seviyorum. Sanki battaniyeme sarılıp evden çıkmışım gibi. Bunu yeni aldım ve çok beğenerek kullanıyorum.

Müzik: Damien Rice - My favorite faded fantasy. Hiç abartmıyorum tüm ay sadece bu albümü dinledim. Dinlemeye de devam edeceğim. Tam benim gibi doğuştan üzgün, ağlak sümüklülere göre.

Film:


Nightcrawler, Whiplash ve Birdman'i izledim bu geçen ay içinde ve hemen hepsini beğendim. Nightcrawler çok iyi bir kapitalizm eleştirisi olmuş, oyunculuk da çok iyiydi ki zaten Jake Gyllenhaal Donnie Darko zamanından beri sevdiğim bir oyuncu. Whiplash beni epey etkiledi ama beyciğim sinematografik açıdan vasat buldu. Ben durağan, az diyaloglu, sakin sakin insanı geren filmleri severim, güzeldi bence. Birdman'e gelirsek...ben sanırım sinemayı İnarritu filmleriyle sevdim. Amorres Perros'u ilk izlediğimde yaşadığım tokat yemiş gibi hissi hala hatırlıyorum. Sonraları tekrar tekrar izleyeceğim bir film oldu. Birdman diğer İnarritu filmlerinden çok farklı, alıştığımız arabeskleşmeden insanın içini paramparça eden acıklı bir hikaye çekmemiş bu kez, onun yerine Hollywood ve onun klişelerine bir yeter! demek istemiş. Her ne kadar eski çektiği filmleri daha çok sevsem de ustalık dönemindeki bir yönetmenin istediği tarz film yapabilmesini elbette haklı buluyorum. Görüntü geçişleri, kamera açıları, oyunculuk, müzikler çok lezizdi. 

Dizi adına yeni bir şey izlemedim ama Broadchurch'ün muhteşem ikinci sezon finali dolayısıyla listeye onu eklemekte bir beis görmüyorum.

Bakalım mart neler getirecekler...

28 Şubat 2015 Cumartesi

Şubat Ayı ve Instagram


Den Haag'a gittik Umud'la. Aslında eşimin randevusu vardı o önden gitti, biz de kuyruk gibi arkasından takıldık. 


Lahana gibi giyinmemden çok soğuk olduğunu anlayabilirsiniz. Önünde durduğum yer Hollanda meclisi, arada bisikletiyle girip çıkan bakanları ya da başbakanı görmek mümkün.


Bir de Belçika'ya gittik, yollarda yorgun düştü minnak oğlum.


Biborların bibisi! Yaralı ağzından yediğimin heyvanı.


Her fotografa girmese olmaz!


Kitap-çay...kış akşamları bitmiyoooor!


Kasım çoktan geçse de yağmurları kaldığı için bu kokuyu kullanmakta bir beis görmüyorum.


Gündüz alıp gece kullanıma açtığım mumluk<3


Şuracıkta bir bölüm Broadchurch izleyip erkenden yatağa gitmekler. Bu ay ne çok uykuya ihtiyaç duydum. İşte bunlar hep yaşlılık.


Kaffaltı. Ya da beyimin tabiriyle at yemi.


Tbt gibi tbt. 4 haftalık cin biber. Tipsiiiiz.


Dujj mujj.


Çılgın gece hayatım. Bu kadar hızlı yaşamayayım diyorum ama...


Tatlı oğluşlarım! Biber Umud'a aşırı düşkün, kucağında şımarık şımarık yatışına bakın:)

Şubat benim için epey yoğun geçti, normalden az fotograf koymamdan da anlayabilirsiniz :) Mart da öyle geçecek ve epey gözüm korkuyor şimdiden. Neyse en azından kış bitti ve bahar gelmek üzere, e günler de uzadı, artık işe ulaştığımda hava hafiften aydınlanmış oluyor. 

Sevgiler


27 Şubat 2015 Cuma

Plog: 27.02.2015

Selaam

Bugün de yine inanılmaz renksiz, sıkıcı bir gün olacak gibi. Dün yazdığım gibi Utrecht'e yakın bir klinikte çalışacağım bugün. Çünkü? Çünkü gerizekalıyım, zaten az çalışıp az yoruluyorum. Neyse..


5.40'da alarm çaldı ve yine Biber klasik kucağıma sokuldu. 20 kere sarılıp 30 kere öptükten sonra yataktan çıktım.


Şaşırtıcı bir şekilde bey de uyandı. Onun için çok erken halbuki. Bir hışımla Biber'in kumunu yeniledi, sonra benimle kahve içti. İlginç


6.30 Utrecht trenine bindim. Dün akşam daha önce gitmediğim bu kliniğe nasıl gideceğimi, hangi trene hangi otobüse kaçta bineceğimi araştırmıştım. Sürprizleri genel olarak sevmem ve planlı yaşayınca mutlu olurum. Utrecht istasyonunda inip oradan Houten trenine geçtim. Houten zaten Utrechte yakın. 10 dk sonra indim ve kliniğe gitmesi gereken -kullandığım app'e göre- otobüse bindim. Şöföre her ihtimale karşı sorayım deyince adam hiiiç de oraya gitmediğini hatta öyle bir saglık kurumunu bilmediğini söyledi?! E iyi dedim yine baştan inmem gereken yerde indim. Artık salak mı dersiniz bilemiyorum ama döt kadar şehirde bildiğin adresi bulamadım. O saatte de sokakta sadece uykusunun arasında köpeğini çişe çıkarmış insanlar var ve hiçbiri adresi bilmiyor. Ben böyle durumlarda çok gerilirim. Yani bildiğin trafik kazası geçirmişim, herkesin ortasında kayıp popomun üstüne düşmüşüm, topluluk içinde konuşurken burnumdan baloncuk çıkmış gibi gerilirim. Neyse aradım bildirdim biraz gecikecegimi. Tabi o birazın ne kadar süreceği o an gayet meçhul. Neyse yürürken bir ambulans gördüm park halinde. Sonuçta ambulans sağlık kurumunun yerini bilir di mi? Hemen atladım tabi, adam hiç de öyle bir kurum duymamış? Alla alla. Ama adresi biliyorsan navigasyondan bakayım dedi. Neyse baktı 3 km uzakta bir yermiş. Çok da uzak değil ama yine de yakın sayılmaz. Ambulans şöförü bey hemşire oldugumu öğrenince bırakayım ben dedi, ay dedim allah razı olsun kardiş. Neyse 4-5 dk sonra ordaydım. Sağolsun kibar ve yardımsever insanlar!


Neyse 8 saat çalıştım. Ama ne servisi, ne çalışanları ne de hastaları sevmedim! Kendi servisimi tercih ederim. Belki de gün istediğim gibi başlamadı diyedir. Yarın da yine Utrecht'te ama başka bir lokasyonda çalışacağım. Korku doluyum:(


Böyle mutsuz mutsuz dönüş trenine biniyorum. Neyse güzel elmalı ve cevizli kurabiye var yanımda.


Eve gelince biraz dinleyip yemek yapıyorum, ardından Umud'un odası için bunları sipariş ediyorum. Birkaç gün önce Umud'un odasındaki 'çocuksu' duvar kağıtları söküp duvarları boyadım. Sonra da yeni parke döşedik yere beyle birlikte. Şimdi süsleme zamanı!


Kendime de bu ikisini sipariş ettim. Bakalım nasıl olacaklar...


Sonrasında da koltuğa yayılıp tek gözümle gs maçını izleyip bir taraftan da uyukluyorum.

Saat 20.30 itibariyle de son kalan enerjimle yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçalıyor ve yatağıma atlıyorum. 

İyi geceler ve güzel haftasonları!

26 Şubat 2015 Perşembe

Plog: 26.02.2015

Selaaaam

Yine üç günlük plog turu başladı. Bu üç gün hemen hemen sadece çalışıyorum, epey sıkıcı olabilir baştan uyarayım:(


Saat 5.45'te alarm çaldı. Alarmla birlikte Biber de uyandı ve kucağıma da yatıp mırmırmır sarıldı<3 hayır sabahları böyle yaparak yataktan çıkmamı zorlaştırıyor eşşek sıpası. Çocuum anne mama parası kazanacak çekil deyip kalkıyorum. Iki dilim ekmek, çay ve portakal suyuyla kahvaltımı yapıyorum.


6.30'da duraktayım. Ne çabuk doldurdunuz park yerlerini bilmem ki?! Otobüsüme binip işe gidiyorum. 


Çoook yoğun bugün. Biraz da gribim ama napalım. Kahve molası veriyorum. Bu arada hemen hemen tüm hastalar terlikle çalışıyorum diye kızdı bana. Ayakların üşür çocuğum, hasta olursun! Hepsine sadece binanın içinde giydiğimi, dışardan bot ve kalın çoraplarla geldiğimi açıkladım :)


Saat 14'e kadar çalışıyorum bugün. Eve dönme zamanı!


Eve gelince hızlıca bulaşık makinesini boşaltıp ortalığı topluyorum, sonra da şu sabunla duş alıyorum. Fotografı bugün çekmedim, sinsice önceden çektiğim fotografı kullanıyorum hihih:) harika bir lavantalı sabun bu, deli gibi köpürüp mis gibi kokuyor.


Çalışmış, iyi kötü evini toplamış, duşunu almış insan.


Sonrasında çay-kek ve how to get away with murder'in yeni bölümü eşliğinde biraz dinleniyorum.


Yemek yedikten sonra Umud beyi yüzme kursuna götürüyoruz. 


Eve gelince yarın için yiyecek bir şeyler hazırlıyorum. Yarın Utrecht'te çalışacağım, uzun yol gitmek gözümde büyüyor. Bugünden de erken kalkmam lazım puf:(


Annemle 45 dk telefonda laflayıp Umud ve Biber'in tırnaklarını kesiyorum, Biber'in kumunu temizleyip başucumda duran iki son derece alakasız kitaptan birini okumak için yatağıma giriyorum ama Umud benimle uyumak istediğini söyleyip yanıma geliyor. E ben de bugün onu özlediğimden itiraz etmiyorum. Biraz Maya'nın fotograflarına bakıyoruz, biraz Biber'in. 

Şimdi de uyumak umuduyla telefonumu kapatıyorum.

Herkese sevgiler.

25 Şubat 2015 Çarşamba

Bugün ne yedim?

Aylar olmuş yemek günlüğü tutmayalı. Hadi o zaman...


Sabah uyandığımda boğazım-kulaklarım-başım-karnım-gözlerim hepsi ama hepsi ağrıyordu. Canım pek bir şey çekmese de bunları hazırladım. Yoğurt, müsli, muz, goji, chia çekirdeği ve portakal suyu. Hayır bitiremedim. Umud da lüp lüp sucuklu yumurta götürdü!


Öğlen biraz daha iştahım iyi. Iki tane en sevdiğim sandviçten yiyorum. Bir dilim kaşar, bir dilim salam, azıcık tereyağı, tatlı/ekşi salatalık turşusu dilimi. Yanına da bir bardak karnemelk. Karnemelk ayran-kefir arası bir şey.


Akşam...Ekşili sulu köfte. Kış bitmeden bir kez daha yapayım dedim. Bahar ve yaz aylarında pek gitmiyor bizim evde. Yanında yoğurt-turşu vs de vardı. Fotoğrafta ekmek görmeyince 'ne güzel ekmek yememişsin' demeyin zira ben ekmek pek severim. 3 dilim de ekmek.


Yemekten sonra da  favori çayım ve limonlu kek. 

Saat 8 itibariyle de bir tane mandalina yiyip yatağıma giriyorum çünkü sabahki şikayetlerim arttı. Sabah işe gidene kadar geçsinler bari. Yarın da plog var bir aksilik olmazsa.

Iyi geceleeer.

23 Şubat 2015 Pazartesi

Sevdiğim temizlik malzemeleri - 1

Domestikler toplanın! Yemek tarifiydi, dekArasyondu, temizlikti derken blogu kadınlar klübüne çevirdim iyice ama olsun. Benim de meşguliyetlerim bunlar.


Şimdi ben kedili, oğlan çocuklu ve kocalı bir evde hemen her saniye temizlik yapıyor gibiyim. Hiçbir zaman pasaklı biri olmadım, evlenmeden önce de odamı hep pırıl pırıl tutardım ama kendi evim olunca yıllar içinde bir temizlik düzeni oturttum. Bence temizlik yapmak da yemek yapmak gibi öğrenilen ve zamanla iyileşen bir şey. En azından bende öyle oldu. Hangi deterjan nereye kullanılır, o tabaka halindeki kireçler nasıl çözülür, fırın nasıl pırıl pırıl yapılır, camlar çizgi çizgi olmadan nasıl temizlenir yıllar içinde kan ter içinde yaptıgım temizliklerden sonra öğrendim. E haliyle sürekli aldığım ve memnun oldugum temizlik malzemelerim var. Arada paylaşacağım bunları da benim gibi çilekeş garip analar için.


Mutfak tezgahını ve ocağı günlük silmek ve yüzeysel mutfak temizliği için en çok memnun kaldığım kombinasyon Dubro yağ sökücü sprey ve Hema yıkanabilir temizlik bezi oldu. Bu bezlerden epey çok miktarda aldım, hergün bir tane kullanıp akşam olunca kirli sepetine atıyorum. Eskiden mesela şu klasik sarı mutfak bezlerini uzun uzun kullanırdım ama en çok bakterinin mutfak bezi ve süngerinde biriktiğini öğrenince günlük kullanmaya başladım. Sünger zaten çok kullanmam, elimden gelse tüm evi bulaşık makinesinde yıkarım ama illa elde yıkamam gereken bir şey olursa da bulaşık fırçasıyla yıkıyorum. Fırçayı da arada bir bulaşık makinesinde yıkıyorum. Dubro sprey hem uzun uzun gitmesi hem sabun gibi temiz kokusu yüzünden favorim. Bu kategoride hg yağ çözücü sprey ile cif sarı spreyi de seviyorum. Yine de favorim Dubro.


Yine hemen her gün kullandığım başka ikili: Hema toz bırakmayan temizlik bezi ve Pledge mobilya spreyi. Pledge bir çeşit cila ve deterjan karışımı. Ahşap yüzeylere sıkıp kuru bezle siliyorsunuz. Miss gibi bir koku, ışıl ışıl parlak masalar, uzun süre toz tutmayan yüzeyler! Yıllar yılı mobilyaları normal suyla silip 'niye bu tozlar hemen geri geliyoorhhh' diye sinirlendikten sonra kendisiyle tanışmak güzel oldu. Normalde iki gün sonra yıllardır silinmemiş gibi tozlu tozlu duran masa üstleri bununla silince biraz daha uzun dayanıyor. 

İşte böyle. Bu yazının devamı gelecek, ölsün mikroplar!